HIRS DENİZİNDE BOĞULMAMAK GEREK!


HIRS DENİZİNDE BOĞULMAMAK GEREK!

Hırs ateşini söndürmek çoğu kez oldukça zor. Önemli olan bu ateşi kıvılcımken söndürmek, bu ateşin içimizde yanmasına izin vermemek, hiç kimse başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk kuramaz. Ölçüsü kaçan hırsla elde edilen hiçbir sonuç mutluluk vermez.

On dokuz ile yirmili yaşlarımda en çok zaman geçirdiğim mekânlardan biri Turgutlu Orta parktı. Arkadaşlarımla yaptığım tadına doyulmaz sohbetlerin yanı sıra komşu masalardaki görmüş geçirmiş insanların sohbetlerini de dinlerdik. Neler konuşulmazdı ki orada. O hafta olanlar, hakkın rahmetine kavuşanlar, gençlik ve askerlik anıları, siyasetçilerin ağız kavgaları, çok para kazananlar, iflas edenler, evladından vefa görmeyenler, adı yeni duyulan hastalıklar, koca karı ilaçları, vaazlar, nasihatler… daha neler neler… Her sohbetten bir ibretlik cümle çıkar, bir yaşam felsefesi konurdu ortaya. Belki söyleyenin bile farkına varmadığı ölçüde derin bir düşünce haritasının yansımasıydı bunlar.

Yine bir gün Turgutlu Orta parkta derin bir sohbet vardı.

Yüzü harita gibi çizgi çizgi olmuş İsmet Amcam tabakadan sardığı sigarayı büyük bir zevkle içine çekip üflüyor, kendi çarşılarındaki bir esnaftan bahsediyordu. Bu esnaf çok hırslı Rasim usta idi bende yakinen tanıyorum “Allah selamet versin çok hırslı bir adamdı. Dükkânı oldukça büyüktü ama gözü hep yandaki komşunun dükkânındaydı. O dükkânı da alıp ara duvarı kaldırmak, dükkânı büyütmek istiyordu. Derken gün geldi komşunun işleri kötüleşti. Vur tut pazarlık edip aldı dükkânı. Adam zararına da olsa satıp çıktı, alacaklılara dağıttı aldığı parayı, itibarını kurtardı. Rasim işini büyüttü. Ama doymadı gözü. Karşı dükkânı ve onun yanındakini de aldı. Kumaş işinin yanında ayakkabıya da girdi. Kimseye bir çay bile içirmez, kazandığını yemez, çocuklarını da herkese yerindirirdi. Seveni yok, dostu yoktu. Derken gün geldi, çarşının en sevilen esnafından birinin dükkânı icralık oldu. Komşular toplandık ‘Yazıktır adama yardım edemesek de bari kimse dükkânı almasın icradan.’ dedik. Sanki bu hiç konuşulmamış gibi tek başına gitti ve o dükkânı da aldı. Hepimiz çok üzüldük.  Adamın yapacak bir şeyi kalmadı ve apar topar terk etmek zorunda kaldı çarşıyı, o dükkân da oldu bizim Rasim’in.

İsmet amca bir yandan sıgarasını telliyor bir yandanda kahvesini yudumluyor bir yandan da Rasim’i anlatmaya devam ediyordu.

Rasim’e o hafta hiç selam vermedim geçerken. Belli ki alındı. ‘Rasim’in iş yerinin önünden geçerken ne o selamsız sabahsız geçiyorsun?’ dedi. Arkama  döndüm, artık nasıl bakmışsam yüzünü yere eğdi. Ağzımı doldura doldura ‘Rasim’e gözünü toprak doyursun.’ dedim.

Son konuşmamız da bu oldu zaten. İsmet Amca devam etti. Rasim’in hayatının son döneminde başına gelenleri anlatmaya ince ince. Olay gözümde canlandı. Ben de İsmet Amca gibi önce içimden kızdım Rasim’e sonra da bir oh çektim. Türk filmlerindeki gibi cezasını bulmuştu bu dünyada Rasim…  Rasim cezasını buldu ama Rasim’ler bitmedi.

Neredeyse her gün onlarca insanı görüp İsmet Amca gibi yüzüne söyleyemesek de “Gözünü toprak doyursun.” diyoruz içimizden. Mevki, makam, para, şöhret ve mal mülk için çevresindekileri silindir gibi ezip geçen, gözünü hırs bürümüş insanlarla doldu ortalık.

İşte bu yazımda “hırs”tan ve doğurduğu sonuçlardan bahsetmek istiyorum.

Her insanın içinde var olan ve yaradılışla başlayan bir duygudur hırs. Ölçüsü kaçırılmadığı sürece itici güçtür, motivasyon kaynağıdır. Hırsı olmayan öğrenci yeterince çalışmaz. Hırsı olmayan bir politikacı iktidara gelemez. Bir iş adamında kazanma, işini büyütme hırsı yoksa gerçek anlamda büyüyemez. Hırsı olmayan sporcu ya da takım kazanabileceği bir maçı bile kaybeder. Yani hırs belli bir düzeye kadar başarının temelidir. Bizim burada üzerinde duracağımız asıl konu hırsın ölçüsüdür. Hırsı bir motivasyon kaynağı olmaktan çıkarıp insanların mutsuzluğu üzerine kazanılmış zaferlerin peşine düşmektir asıl eleştirilmesi gereken.

Elbette ki insanlar hırslı olacaktır. Ama bu hırs kendisini yiyip bitirecek, psikolojisini bozacak dereceye varmışsa artık bir hastalığa hele başka insanları mutsuz etme pahasına elde edilecek bir mutluluk biçimine dönüşmüşse iş daha kötü bir noktaya gitmiştir.

Bir insan karşısındakinden daha iyi olabilmek için var gücüyle mücadele etmelidir elbette. Ama bu bir diğerine zarar verecek, onu zora sokacak boyuta varırsa bir hastalığa dönüşmüş demektir. Makamını korumak için iş arkadaşlarına çamur atan, yükselmek için hiçbir sınır tanımadan çevresindekilerin sırtına basan insanlar için hırs ciddi bir soruna dönüşmüştür.

Kazanmak, zengin olmak elbette her insanın arzu ettiği bir durum. Ama bu helal, haram, meşru, gayrimeşru nasıl olursa olsun kazanmak biçimine dönüşürse insanı insanlıktan çıkarır. Başkalarının gözyaşları üzerine mutluluk kurma çabası ruhun ciddi bir hastalığıdır bence.

Eskiler hırstan şöyle bahsederler ‘Hırs, şeytanın elindeki kement” diye bahsederler. “Şeytan bir kere insanın boynuna taktı mı bu kement’i kurtuluşu zordur.

Saygılarımla…

hasimkaratas@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!