Türkiye’nin Son 40 Yılı 2.Bölüm-İkinci 20 Yıl


Milli Görüş geleneğinden gelen siyasetçilerin başını çektiği bir grup tarafından kurulan AKP,  ANAP örneğini de dikkate alarak muhafazakâr görüşlerin yanında serbest pazar ekonomisini savunan, yanı sıra sosyal politikalara önem veren bir parti kimliğiyle ortaya çıkmıştır. İlk söylemi 3 Y ile formüle edilmiştir.  

3Y’yi hatırlayalım; Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar..

AKP İktidarı Yoksulluk ve Yasaklar konusunda kesinlikle çok başarılı olmuştur. Bu başarı nedeniylede kurulduğu günden itibaren bütün seçimlerden birinci olarak başarıyla çıkmıştır.

YOKSULLUK

Sırayla ele alacak olursak AK Parti kendisinden önceki hiçbir hükümetin üstesinden gelemediği Türk toplumunun en alt kesimini oluşturan milyonlarca sosyal güvenceden mahrum milli gelirden ortalamaların çok altında pay alanlara sahip çıkmıştır. 

Çok bilinen bir klişede olduğu gibi ”kimsesizlerin kimsesi” olmayı başarmışlardır. Sağlık alanında yaptıkları reformlarla hizmeti, sağlıkta kaliteyi arttırırken sosyal güvenceli olsun veya olmasın her vatandaşın ulaşabileceği hale getirmişlerdir. 

Bunun yanında aynı kesime ayni ve nakdi yardımları tanzim etmişler hazineden ayrılan ödeneklerle kısmen de olsa toplumun geniş bir kesiminde rahatlamayı temin etmişlerdir. 

Söz konusu sosyal yardımları tanzim etmek ve milli değerlerimiz çerçevesinde toplumsal yapımızın temelini teşkil eden ailenin korunmasıyla görevli bakanlığın bütçesi, Maliye ve Milli Eğitim Bakanlık bütçelerinden sonra en büyük bütçe haline gelmiştir.

Bu surette Anayasamızda yer alan Türkiye Cumhuriyetinin sosyal devlet özelliği öne çıkarılmıştır.  

Bu durum doğal olarak da AKP’nin halk nezdinde takdir görerek yüksek oranda oy almasının nedeni olmuştur.
Tüm dünyada olduğu gibi sermayeye geniş hareket alanı bırakan liberal ekonomik politikaları uygulan her ülkede olduğu gibi sosyal yardımlar önem kazanmış ancak Türk toplumunun bir kesiminde atalete sebep olmuştur.

İlk başlarda muhalefet partilerince tepkiyle karşılanan uygulamalar zamanla tüm kesimlerce kabul edilerek millet hayatımızın parçası haline gelmiştir.

YASAKLAR

Yasaklar, Türk toplumunun günlük hayatının ayrılmaz bir parçası olagelmiştir. Kast ettiğimiz insanların farklı talep ve öncelikleri nedeniyle oluşabilecek kargaşaları önlemek adına yapılan düzenlemeler ve yasaklamalar değildir.

Bizim düşüncelerimizi ifade edeceğimiz yasaklar inanç temelli olan ve devlet-vatandaş ilişkisine dair olanlardır.

Ülkemizin laik demokrasi yolculuğunda milletimizin dini değerleriyle demokratik sistemin arasında çatışmalar maalesef hep olmuştur.

En sonunda bu çatışmalar 28 Şubat sürecinde olduğu gibi devlet-millet ilişkisinde derin yaralar açmıştır.

Rejimi tehdit eden laiklik karşıtı unsurlarla mücadelenin abartılarak yapılması, devletine mutlak sadakatle bağlı olan mütedeyyin Türk insanını kendi devletinden şüphe eder hale getirmiştir.

Demokrasiye sahip çıkma adına koca bir milletin kültürünün günümüzdeki şekli olan kılık-kıyafete saça-sakala müdahale eder hale gelinmiş, geleceğimizin teminatı kurumlarımız itibarsızlaştırılmıştır.

Özellikle MHP’nin 2007 seçimlerinde yeniden TBMM’de temsil edilmesi sonrası Türk Milletinin büyük çoğunluğunun desteğinde, sosyal hayatımızda ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde rahatsızlıklara neden olan yasaklar bir bir ortadan kaldırılmış, devlet-millet uyumu güçlü bir şekilde tesis edilmiştir. 

Mütedeyyin Türk insanıyla devletin kucaklaşması başarıyla sağlanmakla birlikte bazı uygulamalarda ise maalesef acı sonuçlar doğuran yanlışlıklar da yapılmıştır.

Uluslararası anlaşma ve yükselen değerler gerekçe gösterilerek toplumsal barış adına ifade hürriyetini sınırlayan hususlarda yapılan bazı değişiklikler toplumsal hayatımızda huzur getirmek bir yana derin yaralar açmıştır.

Neredeyse yarım asırdır dışımızdaki unsurların kurgusuyla milli varlığımızı tehdit eden Güneydoğu meselesi çok fazla insanımızın hayatına mal olmuş, halen de acı kayıplara sebebiyet vermektedir.

Batının verdiği teminat ve teşvikleri sonucunda her türlü bölücülüğün savunulabileceği ortama imkan sağlanarak bayrağımızdan toprak bütünlüğümüze kadar hayati her değerimizin sorgulanmasına zemin hazırlanmıştır.

İddia edilenin aksine toplumsal bağlarımızın kısmen de olsa zayıflamasının yolu açılmıştır.

Mart 2009 yılında o günün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve bakan Beşir Atalay önderliğinde başlatılan ve günün şartlarına bağlı olarak, demokratikleşme, açılım süreci adlarıyla anılarak uygulamaya konulan, 2015 yılında bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yürürlükten kaldırılıncaya kadar geçen yıllarda büyük acılara sebep olmuştur.

Bu dönemde binlerce Türk vatandaşı hayatını kaybetmiş yine binlerce devlet görevlisi şehit olmuştur. 

Çarpıcı bir örnek olarak, hafızalarımızda kazınan 19 Ekim 2009 tarihinde 34 PKK militanı davul zurnalar eşliğinde 50 Bin kişi tarafında Biji Apo sloganları arasında pkk paçavraları ve havai fişek gösterileriyle Habur’da karşılanmıştır. 

Bu karşılama hükümet tarafından güzel şeyler oluyor diyerek değerlendirilmesine rağmen Türk Milletinin büyük tepkisini çekmiştir. 

Huzur ve barış adına Diyarbakır’daki garnizondan PKK’lı hainler tarafından şanlı bayrağımızın indirilmesine bile seyirci kalınarak olay geçiştirilmeye çalışılmış, ancak milletimizin tepkisinin önüne geçilememiştir.

Milli Birlik ve Kardeşlik, Demokratikleşme ve Açılım süreci olarak 6 yıl boyunca Türkiye’de yaşananlar başlı başına ele alınması gereken tarihimizdeki önemli bir dönemdir.

Özet olarak AK Parti Güneydoğu meselesini bir demokrasi ve insan hakları sorunu olarak ele alması hariç yasaklar konusunda da başarılı neticeler almıştır.

3.Y olan Yolsuzluklarla mücadele konusu ise başarılı olmak bir yana AK Parti İktidarlarının en çok tartışılan başlığı olmuştur.

Yolsuzluklar hakkındaki değerlendirmelerimi ise bu konuya ayırdığım başka bir yazıyla ele almaya çalışacağım.

ahmet_orhan@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI