Memleketin En Büyük Eşkıyası


‘Bir hikâyemiz var bugün. Az duyulmuş bir hikâye sanırım:

 Zengin bir adamın, babasının parasında gözü olan bir oğlu varmış. Oğlan tembelin tekiymiş. Babasının ölümünü beklermiş. Baba yaşlanmış, oğlan bir iş sahibi olamamış ve bir gün adam yatağa düşmüş. Ağır hastaymış; oğlunu çağırmış:

“Bak oğlum, beni iyi dinle: Şu sandıkta 6000 altın var. Üç bin altın senin, üç bin altın da memleketin en büyük eşkıyasının… Arayacaksın, tarayacaksın, memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin. Vasiyetim bu! Eğer dediğimi yapmazsan ahrette iki elim yakanda olur.” Ve baba ertesi gün can vermiş.

Oğlan 6000 altını keseye koyup düşmüş yollara. Memleketin en ‘büyük eşkıyasını arıyor. Dolaşmadığı yer, sormadığı kimse kalmamış. Kimi bulduysa “Ondan da büyüğü var!” demişler. Sonunda kuş uçmaz, kervan geçmez bir dağın tepesinde yaşayan Kelle Koparan İbrahim’i salık vermişler:

Memleketin en büyük eşkıyası odur. Ondan büyüğü yoktur. Oğlan başlamış dağı tırmanmaya. Mevsim kış, zemheri soğuğu. Tipi, bora, fırtına kıyamet… Tırmana tırmana dağın doruğuna yaklaşmış. Birden karşısına silahlı iki adam çıkmış. Kelle Koparan İbrahim’in muhafızlarıymış. Alıp kendisini ağanın huzuruna götürmüşler. Memleketin en büyük eşkıyası ayı postlarıyla kaplı mağarasında çubuğunu tüttürüp yan gelir yatarmış. Oğlan huzura varınca selam verip derdini anlatmış: . “Ağam, babamın vasiyeti var. Memleketin en büyük eşkıyasına üç bin altın bıraktı. Sordum soruşturdum, senden büyüğü yokmuş. Aldım altınları getirdim”…

Kelle Koparan İbrahim “Zahmet ettin yanlış kapı çaldın oğlum “demiş. “Bu memleketin en büyük eşkıyası ben değilim!

“Aman ağa. hazretleri nasıl olur? ‘Herkes sizi söyledi…”

“ Değil oğlum, benden de büyüğü var. Filan yerin kadısı Mehmet Efendi, benden de büyük eşkıyadır. Var git ona ‘babanın vasiyetini yerine getir. Ben hakkım olmayan parayı almam.”

“ Ağa hazretleri hiç kadıdan eşkıya olur mu? “‘Sen benim, dediğimi dinle, git, gör de eşkıyanın kim olduğunu anla!”

Oğlan yine düşmüş yollara… Kelle Koparan İbrahim’in tarif ettiği yeri bulup, Kadı Mehmet Efendinin huzuruna çıkmış, el öpüp derdini anlatmış: “Kadı Efendi, babam ölürken 6000 altın bıraktı. Üç bini benim üç bini de memleketin en büyük eşkıyasınındır. Fakat Kelle Koparan İbrahim, altınları almadı ve sizi tavsiye etti.” Kadı Efendi birden celallenmiş: “Vay küstah herif! Hiç kadıdan eşkıya olur mu?”

Oğlan bıkmış artık, babasının vasiyetini bir yerine getirse rahat edecek. Başlamış yalvarmaya: “Aman Kadı Efendi, ne yap, ne et de şu dertten beni kurtar. Al şu üç bin altını, ben de başımın çaresine bakayım.” Kadı Efendi sakalını sıvazlayıp “Hele kara kaplı kitaba bir bakalım” demiş. Kitabı karıştırdıktan sonra “Hile-i şeriye gerek! “diye başını sallamış… “Ocağına düştüm Kadı Efendi, ne yaparsan yap da, beni bundan kurtar!” Kadı Efendi hile-i şeriyeyi anlatmış: “Şu karşıdaki arazi benimdir. Arazinin üzerindeki kar kimin olur?”

“ Bilmem”

“behey gafil arazi benim olunca  kar da benin olur..Şimdi ben sana bu karları üç bin altına satacağım…” Kadı Efendi kâtibi çağırıp, satış senedini yaptırmış. Oğlan üç bin altını verip, karları satın almış!

Ertesi sabah handa uyurken kapıyı vurmuşlar.”Kadı Efendi seni çağırıyor !” Hemen giyinip kadının huzuruna varmış:

“Bre gafil bu yaptığın ne?”

“ Aman Kadı Efendi ne yaptım?”

“Bu arazi kimin?”

“ Senin!”

“ Ya bu karlar? Cevap versene, dün sen satın almadın mı? “

“Evet öyle oldu.”

“ O halde benim arazimin üzerinde, senin karlarının işi ne? Derhal kaldır bunları… Aman Kadı Efendi, kar kalkar mı?”

“ Ya bu karları kaldırırsın, ya da seni hapse atarım. Ne hakkın var benim arazimi işgale!”

Delikanlı başlamış yalvarmaya: “Etme, eyleme Kadı Efendi, şu kara kaplı kitaba bak da, bunun da bir hile-i şeriyesini bul! “Kadı sakalını sıvazlamış, kara kaplı kitaba bakmış:

“Zor ama bunun da bir hile-i şehriyesi var. Madem be-nim toprağımı işgal ettin, işgaliye rüsumu olarak 3000 altın ödersin, ben de davamdan vazgeçerim.” Delikanlı, çaresiz, babadan kalan 3 bin altını da kadıya verip beş parasız çıkmış dışarı.

“Hey gidi Kelle Koparan İbrahim!” Diye bağırmış. . “Sen eşkıya değil, evliya imişsin meğer! Dediğin doğruymuş! Gel de eşkıya nasıl olurmuş gör! ‘

 

45muyildirim@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13May

Anlayana ...

29Nis
24Ara

Mecburiyet…

05Ara

Sabunu Koydum Leğene...

01Kas